Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadına Yönelik Şiddet

Son zamanlarda popüler bir kavram haline gelen ‘’toplumsal cinsiyet eşitliği’’ Türkiye’nin de imzalamış olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin temel fikirleri arasında. Toplumsal cinsiyet eşitliği erkekler ve kadınların tüm alanlarda eşit ölçüde söz sahibi ediilmeleri ve her alanda eşit katılım göstermek manasına gelir.

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Doç. Dr. İlknur Yüksel Kaptanoğlu ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddet üzerine bir söyleşi yaptık.

İlknur Yüksel-Kaptanoğlu

Çocuklar ve toplumsal cinsiyet

Çocuklar ve toplumsal cinsiyet

Kaptanoğlu’na göre çocukların gelişimden ailenin rolü kadar çocuğun yetiştiği çevrenin de rolü var.
‘’Toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinde çalışmalar yapıyorum ve oğlumu da bunun bilincinde olacak bir çocuk olarak yetiştiriyorum. Buna rağmen oğlumdan farklı tepkiler alabiliyorum. Örneğin bir gün oğlum okuldan gelip pembe rengini sevmediğini çünkü ‘’kız rengi’’ olduğunu söyledi. Ben ona ısrarla renklerin cinsiyet olmadığını anlatmaya devam ettiğim için gün sonunda mantığı kavrayabiliyor. Yine de çocukları tek başımıza değil toplumla birlikte büyütüyoruz.’’

Erkeğe yönelik şiddet(!)

Feminizm hareketine karşı olarak görülen ve ismine ‘’maskülizm’’ denilen sosyal medya akımı, erkeklerin kadınlardan her alanda şiddet gördüğünü iddia ediyor. İlknur Yüksel’e göre şiddeti sadece bir cinsiyetin üzerine yıkmak gerçekçi değil.
‘’Biz erkeklerin katiyen psikolojik şiddet görmediğini söylemiyoruz fakat kadınların erkek şiddeti yüzünden hayatını kaybettiği ya da şiddet altında yaşamak zorunda kaldığı dolayısıyla mağdur kadınların sayısının çok daha fazla olduğunu bugünlerdeki çalışmalar da ortaya koyuyor.’’
Yüksel, ardından ekliyor:
‘’Yaptığımız araştırmalarda gördük ki kadının ‘’dırdır etmesi’’ bir cinayet sebebi olarak görülebiliyor ve katiller ‘’haddini bilmedi, çok konuştu, susmadı’’ gibi sebeplerden bir insanların yaşam haklarını ellerinden alabiliyor ve pişmanlık duymuyorlar.’’

‘’Erkeklik’’ meselesi

Şeref, haysiyet, onur, namus gibi erkeklik kavramıyla bütünleştirilmiş meseleler Türkiye’de kadın cinayetlerinin başta gelen ‘’sebepleri’’. İlknur Yüksel şahidi olduğu bir olayı şu şekilde aktarıyor:
‘’Boşandıktan sonra konuşmak için bir araya geliyor iki kişi, adam kadını döner bıçağıyla öldürüyor. Sebebi kadının küfür etmiş olması. Herkesin içinde beni rezil etti, diyor adam. Sonrası daha da ilginç gazeteciler, polis, devlet herkes beni cani gibi gösterdi diye dert yanıyor adam. Çünkü yaratılan ‘’erkeklik’’algısına göre erkekler ne yaparlarsa yapsınlar bir nedenden dolayı yapmış oluyorlar.’’

Namus algısı ve toplum yapısı

Toplumda yerleşmiş namus algısı yüzünden kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Erkekler kadınların yaşam hakkını elinden almalarına sebep olarak aldatılmış olmalarını gösterebiliyor. Bu durum ve toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki bağlama Kaptanoğlu şu şekilde değiniyor:

‘’ ‘’Namus belasına gardaş döktüğümüz kan bizim’’ diye bir şarkımız var. Namus o kadar içselleştirilmiş ki bu onore edilen bir şey. Kadının namusundan erkek sorumlu tutuluyor. Onun her davranışından. Böyle konularda konu cinselliğe gidiyor. Cinsellik eğitiminin olmayışından, nasıl yaşanılacağını bilinmesinden ardından da kapalı kapılar ardında yaşayınca tüm yükü kadının omuzlarına bırakmamak gerekiyor.’’

Hakimler ve savcılar için toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı

‘’Hepsini içine katmamakla birlikte bu kavramdan en uzak olan meslek grubu hakimler, savcılar ve avukatlar ne yazık ki. Bu meslek gruplarına hem toplumsal cinsiyet hakkında ciddi bir bilgilendirme yapılması hem de İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğuna dair bir eğitim verilmesi gerekiyor. Tabii bu bir kereye mahsus olmamalı sürdürülebilir olmalı bir sistemin içine sokulmalı.’’

Veri eksikliği

Devlete ait resmi bir kaynakta kadın cinayetleri ya da kadına yönelik şiddet hakkında güvenilir bir veri oluşturulmuyor olması büyük bir eksiklik olmaya devam ediyor. Bağımsız platform ve web siteleri devletin açığını giderebilmek için çeşitli veriler ortaya koyuyor. ‘’Veri toplama yükümlülüğü bütün ulusları sözleşmelerde gündeme gelen konulardan ve taraf olduğunuz imza attığınız zaman aslında sözleşmelerdeki her şeyi yapmayı kabul etmiş etmiş oluyorsunuz fakat bu sorumluluk çoğunlukla yerine getirilmeyen cinsten.Devlet Hem ayrımcılıkla ilgili hem de şiddetle ilgili veriyi toplama, yayımlama ve kamuoyuyla paylaşmak zorunluluğunda ama son dönem biraz bu anlamda geriye gidişin olduğu bir dönem oldu.’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir